0

Canim Fazilcigim konsere gelmis

12789987_10153930322045629_1635850070_o

Bakin gecen gun ne oldu…

Bir pazar aksami oturmus sehrin etkinlik rehberine bakiyor, gelecek hafta sosyal hayatima nasil renk katabilirim dusuncesiyle konserleri, organik pazarlari, resim sergilerini bir bir gozden geciriyordum. Nereden bilebilirdim ki karsima birden bire Fazil Say cikacak. Sandalyemde zipladim, Turkce “Inanmiyorum, buna kesin gitmeliyim, buna kesin gitmeliyim…” diye kendi kendime seviniyordum. Paul, “Tulay ne diyorsun? ne oldu?” diye sordu. Ben de dedim ki, Paulcan kendini hazirla, piyano resitaline gidiyoruz ve dinleyecegimiz kisi siradan bir piyanist degil , bir dahi, ayni zamanda Turk. Ben gule oynaya konser detaylarini ararken, konser biletlerinin tukendigi haberini gorup yikildim. Kendi kendime ne kadar salagim, neden sayfaya daha once bakmadim, inanmiyorum, olamaz diye soyleniyordum. Cok uzulmustum. Sayfanin her kosesini belki hala bir koltuk vardir umuduyla delik desik ederken, Fazil Say’in, konserin ertesi gunu, universitenin muzik bolumunun en yetenekli ogrencileriyle birlikte, halka acik, ucretsiz, bir saatlik bir resital verecegini okudum. Yikilan umutlarim tekrar canlandi. Yine sandalyemde ziplamaya basladim.

Konser gunu, is cikisi muzik odasina adeta uctuk. Bir saat onceden gittik yer bulabilmek icin. Yaklasik   100-150 kisilik bir odaydi. En on siraya oturdum. Fazilcigim sadece 3-4 adim uzagimda piyanosuna kurulacak, parmaklari adeta su gibi piyano uzerine akacakti. Her sey o kadar gercek disiydi ki, icim icime sigmiyordu. Oda yavas yavas doldu. Saat 8 oldu, ve Fazil Say kemaniyla kendisine eslik edecek olan Jenny Li ile beraber sahneye cikti. Beethoven’dan Sonata No. 9 Op. 47 “Kreutzer” i caldilar. Pesinden Shostakovich’ten Piano Trio No.2 in E minor, Op. 67′ yi dinledik, bu sefer Say’a Cindy Ouyang kemaniyla, Dane Kim ise cellosuyla eslik etti. Ve son olarak da Schubert’ten Quintet in A Major, D. 667 “Trout” u  dinledik, Roman Lin, Jiyun Yoon keman, Jason Ng cello, Roy Auh ise bass’iyla eslik etti. Calinan parcalarin adlarini brosurden yazdim, sanmayin ki inanilmaz bir klasik muzik bilgim var. Sadece Fazil Say’a eslik eden bu genc, yetenekli arkadaslarimiza saygimdan, hem onlarin adlarini hem de parcalarin isimlerini yazmak istedim.

Resital bittiginde parmaklarimi birbirine kenetleyip ellerime kan oturtacak kadar sıktıgımı, boynumun ise gerginlikten inanilmaz agridigini farkettim. Bilinc altimda, izledigim muzisyenlerin nota kacirabilme ihtimalinin gerginligini yasiyordum sanirim. Kitaplari araliksiz notalarla doluydu. Muzigi dinlerken, parmaklarini seyrederken, Say’in beyninin icini hayal etmekten kendimi alamadim. Nöronlar ardi ardina birbirine dokunuyor, her dokunusta yeni bir havai fisek patliyor; sari, yesil, kirmizi kivilcimlar beyin kivrimlarinin arasina yagip, rengarenk nehirler olusturuyordu.

Konser bitiminde elini sıkıp, kendisini dinlemenin buyuk bir ayricalik ve keyif oldugunu soyleme imkanim oldu. Sonra da mutlu mutlu eve donduk.

Sansli miyim ne?

 

 

 

 

 

0

Size eski, bana yeni; Denizin Sarkisi

Bakin gecen gun ne oldu…

Annemin bir sozu vardir, ev dagildiginda der ki; ‘Göç göç olmuş, göçler yola dizilmiş.’ Bizim ev de son gunlerde o durumdaydi; kiyafetler, kagitlar, cantalar, uzerinde tabaklar, tencereler, aynalar, kitaplar… Sanarsin evin icinde firtina cikmis, banyoyu salona, yatak odasini mutfaga, salonu da giyinme odasina tasimis. Oyleeee darmadagin, oyyyleee karisik yani. Hafta ici isten gelip, yemek yapip yedikten sonra hic o daginikligi toplamaya enerjim olmuyor, ben de daginikligin bir kosesinden iteleyip, kendime minik bir yasam alani olusturup, yatana kadar o karisikligin bir parcasi oluveriyorum. Kafamin ustunu hafta sonu yikanmis donlar ve coraplarla suslerken, ayaklarimin ustunu de dunden kalmis pizza dilimleriyle kapliyorum, bacaklarimi da toz bezi olsun, efendime soyliyim su faturasi olsun, duvarda tutunmayi beceremeyip intihar etmis posterim olsun, onlarla kapliyorum. Bazen o kadar guzel kamufle oluyorum ki, Paul’un beni evin icinde kaybettigi bile oluyor.

Yalniz ne kadar abarttttiiiiimmmm… Tamam belki durum bu kadar kotu degildi ama ev daginikti iste. Benim de persembe gunu bi coşasım tuttu, giristim ev temizligine. Derledim, topladim, bazi esyalarin yerini degistirdim, pirilttim, parlattim. Yatmadan once de guzel bir film izlemeye karar verdim. Sansima bu bahsedecegim filmle karsilastim. Adi Denizin Sarkisi (Song of the Sea). Inanilmaz tatli bir film, muziklerine bayildim. Hatta o kadar bayildim ki, filmin ilk yarisinda uyuyakaldim. Ertesi gun de devamini izledim. Adanin tepesinde babalariyla yasayan iki kardesi, babanneleri sehre goturmeye karar verir. Fakat abi, kopegini geride biraktigi icin cok uzgundur, o yuzden kopegi Cu’ya kavusmak icin babannenin evinden kacar, konusamayan kucuk kiz kardesi de pesine takilir. Erkek kardes, kiz kardesinin perileri uyandirma kabiliyeti oldugunu kesfeder ve maceralari baslar… Filmin hem gorselleri cok guzel hem de muzigi. 2014 yapim. O yuzden basligi, size eski bana yeni koydum. Belki benden once izlemissinizdir. Eger izlemediyseniz, tavsiye ederim.

8

Kivircik Kiz Yontemi_Kullandigim Urunler

Bakin bugun ne oldu…

Burada Sehitleri Anma gunu, o nedenle ulke capinda tatil. Hazir disarida da yagmur yagiyorken, kendimi battaniyeye sarip uzun zamandir erteledigim bu yaziyi yazmaya karar verdim. Bir onceki kivircik kiz yontemi yazimda, isin tekniginden  bahsetmistim. Simdi sira kullandigim urunlere, okudugum bloglara ve izledigim videolara geldi.

Ben sacimla ugrasmayi seviyorum evet, ama milyon tane urune para verecek kadar seviyorum ya da kafaya takiyorum dersem yalan. Bu yonteme basladigimda, her seferinde sadece tek urunu deneyecegime kendime soz vermistim. Urun iyi de olsa kotu de. Sozumu de tuttum. Yontemi ilk uygulamaya basladigimda, bu yontemin taninmasina neden olan markayla basladim, Deva Curl.

Deva Curl, One Condition sac kremini aldim. Kokusu bildigin haci sakir sabununun kokusu. Bu sac kremini aldigim donemde Deva Curl’un sac jolesini kullaniyordum, o yuzden saclarimi her yikayisim ve sekil verisimde gicir gicir oluyordu. Iyi, temiz anlaminda gicir gicir degil. Bildigin sinir bozucu anlamda. O yuzden pek memnun kalmadim bu urunden once. Bir de avuc avuc kullanmak gerekiyor, ucuz bir urun de degil. O da ayri bir dezavantajdi benim icin. Sonra bir video izledim. Veronica Meza kizin adi. Izledigim en mantikli kivircik sac videolari bu kiza ait. Saclarinin tipini de kendime yakin buldugumdan izlemeye baslamistim. Videolarindan birinde Deva Curl sampuaniyla, Suave Hindistancevizi ozlu sac kremini beraber kullandigini soylemisti. Ben de himmmmm didim kendi kendime. Hemen deneyeyim. Yalniz ben Deva Curl’un sac kremini kullanmaya devam ettim. sampuanini almadim. Suave‘in da hindistan cevizli sac kremini aldim. Saclarimi once Suave sac kremiyle avuc avuc kullanarak yikamaya basladim. Dustan cikmadan once de avcuma biraz Deva Curl’un sac kremini koyup, sacima iyice yedirip, tamamen sacimdan akitmadan cikmaya basladim ve ise yaramaya basladi. Suave’in sac kremi 2 dolar bu arada (: Veronica Meza’nin sacla ilgili videolarina buradan ulasabilirsiniz; https://www.youtube.com/playlist?list=PL6B77FFE7CB3BF81B

Saclarim bu urunlerle degismeye basladi ama istedigim gibi tamamen elektriksiz degildi. Ustelik sampuani biraktigim icin saclarimin dibinde urun birikmeye basladi ya da kepeklendi emin degilim. Ayirt edemedim ben, ama beni rahatsiz etmeye basladi. Ne yapsam ne yapsam diye dusunurken bir blog okudum; http://dormroomcurly.blogspot.com/2008/12/style-definitions-table.html?m=1. Burada, bu sevgili bayan, yontemi, urunleri en ince detayina kadar guzelce anlatmis. Ben de onerdigi sampuanlardan birini sectim. Elucence Moisture Shampoo. Bu sampuanin boyutu kucuk ama konsantre bir sampuan, o nedenle avcunuza findik kadar koydugunuzda bile, tum saciniz icin yeterli oluyor. Kokusu cok guzel. 5 aydan fazla suredir kullaniyorum ve hala yaridan fazlasi duruyor. Saclarimi ne zaman kepeklenmis ya da diplerinde urun birikmis gibi hissedersem, bu sampuanla yikiyorum. 2-3 haftada bir kez yani, ve sadece kafatasimi yikiyorum, sac uclarimi degil. Inanilmaz bir urun, iyi ki almisim diyemem. Pek bi numarasi yok, bence isminde belirtildigi gibi pek oyle nemlendirme ozelligi de yok. Idare eder iste, yeni bir sampuan denemek icin bitmesini bekliyorum ama en azindan simdilik sac diplerimi temizliyor gibi.

Su anda denedigim diger bir yeni urun de Kinky Curl Knot Today Leave In Conditioner. Bu aslinda sac kremi degil, sacinda durulamadan birakmak, saca sekil vermek icin kullanilan bir urun. Benim Deva Curl sac kremim bitti. O yuzden bunu hem sac kremi niyetine hem de sekillendirme niyetine kullaniyorum.

Saclarimi asil donusume ugratan, su an asik oldugum sac jolesi Kinky Curl, Curling Custard oldu. Bu joleyle su video sayesinde tanistim; https://www.youtube.com/watch?v=EIf5MRTwi48. Bu videoda 4 farkli kivircik sac tipine sahip 4 karakter, saclarini nasil yikayip, sekillendirdiklerini anlatiyorlar. Izledigim en eglenceli ve ayni zamanda ogretici videolardan biridir.

Kinky Curl, kullandigim en hafif kivama sahip jole. Ondan once kullandigim Deva Curl’un jolesinden nefret etmistim, tekrar almayi dusunmuyorum. Kinky Curl’un ilk kutusunu kullanip bitirdigimde denemek icin Shea Moisture Coconut&Hibiscus Curling Gel Souffle aldim. Bu da onerilen urunler arasindaydi. Kullanmaz olaydim. Tum kalbimle nefret ettim. Bir jole bundan daha igrenc olamazdi. Kivami kati, sacinda parcalar birakiyor, saci gicir gicir yapiyor, tuylendiriyor. Bir joleye dair akliniza gelebilecek ne kadar kotu sey varsa hepsi bu jolede mevcuttu yani. Tabi benim sacimda ise yaramamis da olabilir, bilmiyorum ama ben sevemedim.

Simdi kullandigim urunleri sirasiyla ozetlersem;

0. Eger saclarimin kepeklendigi haftaysa, Elucence Moisture Shampoo ile sadece kafatasimi sampuanlayip, masaj yapip duruluyorum. Sonra 1. adima geciyorum. Eger kepekli hafta degilse hep birinci adimdan basliyorum. Sampuan sadece 2-3 haftada bir kez.

1. Suave Hindistancevizi ozlu sac kremini avcuma dolu dolu alip, saclarimi iyice yikiyorum, sac derime masaj yapiyorum. Sonra parmaklarimi yavas yavas iclerinden gecirip dolasikligi aciyorum. Daha sonra da iri disli bir tarakla tarayarak tamamen aciyorum saclarimi. Sonra iyice duruluyorum.

2. Avcuma Kinky Curl Knot Today Leave In sac kremi aliyorum birazcik. Sacimin her yerine yediriyorum. Sonra tum sacimi tepemde topluyorum, bir 5 dakika sacimda birakiyorum dustayken. Sonra da duruluyorum ama tamamen degil. Bir onceki yazimda belirttigim gibi sacimdan sut renginde damlalar akacak sekilde birakiyorum. Sacimi sıkmıyorum. Tamamen islak bi haldeyken, mikrofiber havluya sariyorum ve dustan cikiyorum. Bu havlu, sacinizdaki elektirigi onlemek icin onemli.

3. Havluyu aciyorum, ve Kinky Curl sac jolesiyle sekil veriyorum. Kurumus yerler varsa, spreyle islatiyorum ve sekil vermeye devam ediyorum. Sonra da kendi kendine kurumaya birakiyorum.

Ben sacimi yatmadan 2 saat once yapiyorum. Bu iki saat icinde kendi kendine kuruyor. Kurudugunda joleden oturu sertlesiyor. Ne zaman ki saciniz kafaniza yapisik, kurumus, joleli ve kro gorunuyor; iste o zaman o sertlikten kurtulma vakti gelmis demek oluyor, Saclarinizi avuclarinizla sıkarak o sertlıgı kırıyorsunuz ve tadaaa, altindan misler gibi dolgun, elektriksiz, kivircik saclariniz cikiyor.

IMAG0255

Aksam sacimi yikayip, sabah kalktigimda

Ayy ben bu urunleri nereden bulacagim, bunlar Turkiye’de yok, saclarim asla boyle olmayacak stresine girmeyin. Ayni markalari bulmak zorunda degilsiniz. Sadece bitkisel urun kullanmaya dikkat edin, tek urune takilip kalmayin, yeni urunler deneyin, saciniz icin en dogru olani siz de kesfedeceksiniz eminim. Onemli olan yontemi birakmamak, devam etmek. Sampuan kullanmayi birakip, iri disli tarak kullanmaya baslayip, bahsettigim havludan edinmeniz bile saclarinizda bir seylerin degismeye basladigini farketmenize yeterli olacak. Degisimi de bir-iki hafta icinde beklemeyin. Aylar suruyor ama sonunda degiyor.

Sorulariniz varsa, lutfen paylasin, bilgim dahilindeyse cevaplamaya, yardimci olmaya calisirim.

Hepinize sevgiler…

14

Kivircik Kiz Yontemi (Curly Girl Method)

IMG_0401-3IMG_0401 IMG_0401-2

Bakin bugun ne oldu…

Sabah erkenden uyandim, ve son bir kac aydir sacimda ne gibi degisimler oldugunu sizlerle paylasmaya karar verdim. Oncelikle sunu belirteyim yukaridaki fotograflarin ana temasi ”Gelecege umutla bakan genc’ degil, ‘Saclarim ne kadar kivir kivir’. Kivircik sacla ilgili olan hislerimi daha once su yazimda uzuunca anlatmistim, isterseniz goz atabilirsiniz; https://tulayyilmaz.wordpress.com/2014/01/28/hiiiiiii-yoksa-sen-de-mi-kivirciksin/

Turkiye’de internette dolasirken buldugum bir yontem vardi, adini ‘Curly Girl Method’ koymuslar. ‘Kivircik kiz metodu’ yani. Bunun icin bir kitap bile var. Girisimci, kivircik bir hanimefendi kivircik saclar icin bir yontem gelistirmis, bunun icin urunler cikartmis ve ustune de bahsettigim kitabi yazmis. Ben o zaman bunlari baya bi arastirmis, ama Turkiye’de ne urunlere ne de kitaba o kadar para odemeye kiyamadigimdan, bu kivircik kiz kitabini benim icin gizli ve kutsal bilgiler kaynagi olarak beynimin bir kosesine itmeye karar vermistim. Sonra Amerika’ya geldim ve bir gun bu kitabin varligi bilincaltimdan pörtleyiverdi. Ayni gun gittim kitabi aldim, ve bir cirpida okudum. Kitapta kivircik saclarin kategorilere ayrilmasindan, kivircik sacin mikroskop altindaki gorunumunden, saci yikama, kesme metodlarindan tutun da farkli sac modellerine ve hatta (abartmislar bu kismi bence) kivircik sac astrolojisine kadar her sey var. Kitabi bitirdigimde inanilmaz bir aydinlanma yasadim desem yalan, ama kesinlikle yeni seyler ogrendim.

Bugun size yontemi anlatacagim. Eger internette rastladiysaniz, ingilizceniz olmadigindan okuyamadiysaniz ya da kitaba ulasmak isteyip ulasamadiysaniz ve meraktan da ölüyorsaniz iste size kivircik kiz metodu;

1. Ana fikir sampuan kullanmamak! Cunku sampuadaki sulfat saclarimizi kurutuyor. Saclarinizi sadece bitkisel icerikli sac kremiyle yikamaya basliyorsunuz ya da icerisinde sulfat bulunmayan bir sampuan secebilirsiniz. Saclarinizi yikarken kafatasinizi ayri, sac uclarinizi ayri yikamaniz gerekiyor. Diyelim ki sulfatsiz bir sampuan sectiniz. Bununla sadece kafatasi bolgenizi yikamaniz gerekiyor. Sac uclarinizi ise sac kreminizle. Ya da tamamini sadece sac kremiyle de yikayabilirsiniz. Ozetle de sunu diyebilirim, sacinizi kopurtmeyi unutun, tum temizligi parmak uclariniz, kafatasiniza masaj yaparak saglayacak. Cunku iceriginde sulfat iceren sampuan kullanmak, bulasik yikamak icin kullandigimiz bulasik deterjaniyla sacimizi yikamakla ayni kapiya cikiyor.

2. Saclarinizi yikarken sac fircasi kullanmiyorsunuz, Sac kremiyle yumusayan saclarinizi, parmak uclarinizla yavas yavas aciyorsunuz ya da iri disli tarak kullanabilirsiniz. Saclarinizi fircalarla yolmayin, kibar olun. Ben bir sure parmaklarimla denedim, ama ensemdeki saclarin 2. gun dolasmaya basladigini farkettim, o nedenle iri disli tarak kullanmaya basladim. Benim taragim bu;

31HvcOKQ-DL._SY300_

2. Hepsini yikayip duruladiktan sonra da sac kreminizden bir miktar alip tekrar saclariniza yediriyorsunuz. Bunu yaparken saclarinizin tamamen islak olmasi gerekiyor. Basinizi one egip, avuclarinizla, saclarinizi yukariya dogru sıkarsanız kıvırcıklarınızın olusmasına da yardımcı olmus olursunuz. Siz sac kreminizi surdugunuzde sac ihtiyaci olani aliyor, gerisi saclarinizdan damliyor. Sacinizda ne kadar sac kremi birakmak istediginiz de sizin tercihiniz. Amac sacinizin ihtiyaci olan suyu ve nemi vermek. Saclarimizin elektriklenmesinin temel nedeni de o zaten. Yagmurlu gunlerde o gordugunuz havaya dikilmis kisa teller, havadaki nemi yakalamaya calisan, suya hasret sac tellerimiz.

3. Dustan cikarken saclarinizi havlu sıkar gibi sıkmıyorsunuz. Sacinizdan sularin damlamasi gerekiyor. Saclarinizi havluyla kurulamiyorsunuz cunku havlu sacinizin tum suyunu, nemini emiyor ve biz bunu istemiyoruz. Onun yerine microfiber havlular var (Turkiye’de temizlik icin kullanan titiz teyzeler var, onlara sorun), onlardan edinin bir tane. Ya da %100 koton eski bir tisortunuz varsa o da ayni islemi goruyor, kagit havlu bile olur ama havludan uzak durun. Saclarinizi mikrofiber havlunuzla, ya da her ne kullaniyorsaniz onunla, yine basinizi onunuze egip, yukariya dogru avuclarinizla sıkıyorsunuz. Suyu tamamen kaybetmeyin, kafatasinizi kurulamayin, sadece saclarinizdan damlayan ekstra suyu alin mikrofiber havluyla. Bu arada sacinizda sac kremi biraktiginiz icin sacinizdan damlayan sular süt renginde oluyor. Iyy sacim pis diye triplere girmeyin.

4. Son olarak da saclarimiza sekil veriyoruz. Taragimizi dusta kullandik, bundan sonra artik tarak yok. Her sey hunerli parmaklariniza kalmis durumda. Sac jolesi kivircik sacli kizlarin hayatinin bir parcasi. Kimi kopuk kullaniyor, kimi krem falan fistan. Ben hep jole kullananlardan oldum cunku, krem kullandigimda saclarimi cok agirlastiriyor, kopukse sacima hic sekil vermiyor, aksine gıcır gıcır, tuy tuy bir seye donusturuyor. Yalniz ben joleyi hic bir zaman ergen gencler gibi sacima kasik kasik surmedim. Avcuma bir miktar alip onu suyla iyice sulandirdiktan sonra surerdim, cogu zaman sacimda jole oldugu bile anlasilmazdi. Bu yontemde ise biraz farkli. Bildigin avuc avuc jole kullanmayi oneriyor kitap. Yalniz kullandiginiz jolenin iceriginde ‘Alkol ve silikon’ olmayacak!! Yine bitkisel urun kullanmanizi oneriyor yani.

Jolenizi ellerinizi birbirine surup avucunuza yaydiktan sonra, saciniza uyguluyorsunuz. Ben sacimi saga, sola, one atip oyle uyguluyorum joleyi. Bunu yaparken sacimi surekli yukariya dogru avuclayip, sıkıyorum. Bu lulelerın sekıl almasına yardımcı oluyor. Daha sonra saclarimi geriye atip, hep ayirdigim yerden ayiriyorum. Tuy tuy gozukenleri, ya da kabaracagini bildigim yerleri (ensem, tepe noktam ve yanlarda bir kac bolge) tek tek alip parmaklarima dolayarak sekil veriyorum.

Jole seciminiz onemli. Ben bu metodu ogrenmeden once yillarca Hobby’nin Normal, 150 ml, sac jolesini kullandim. Kitabi okuduktan sonra da farkli joleleri denemeye karar verdim. Ilk olarak DevaCurl Light Defining Gel kullandim. %100 sulfatsiz, paraben ve silikonsuz bitkisel bir urun. Kitabin yazarinin formulunu hazirladigi bir urun. Jolenin kivami cok hafif, kokusu cok guzel, ne kadar kullanirsaniz kullanin sacinizi agirlastirmiyor ama benim saclarımı gıcır gıcır yaptigindan sevemedim ben. Yumusak tutmuyordu yani sacimi.

Simdi Kinky Curl, Curling Custard kullaniyorum. Bunun ozelligi yine bitkisel urun ama kivami jole degil krema gibi, yine cok hafif ve saclarimi hem parlak hem de yumusak birakiyor. Saciniza surdugunuzde jole gibi vicik vicik, yapis yapis olmuyor. Elinize kucucuk bir miktar alsaniz bile, sacinizin buyuk bir kismina yeterli geliyor. Saclarinizdan kayiyor resmen. Simdilik severek kullaniyorum. Tek sorun pahali olmasi.

IMG_0242

5. Saclariniza sekil vermeniz de bittikten sonra, saclarimizi kendi haline birakiyoruz. Sac kurutma makinasiyla iskence etmiyoruz. Kendi kendilerine kuruyorlar. Kururken saclarinizi ellemeyin, oynamayin. Bir sure sonra sacinizda kullandiginiz urun sertlesmeye basliyor. Ne zaman hepsi odun gibi oluyor, kuruduguna inaniyorsunuz, iste o zaman basinizi one egip yine yukariya dogru avuclarinizla o sertligini kiriyorsunuz saclarinizin. Boylece jolenin hapsinden kurtulmus, yumusacik kivirciklariniz ortaya cikiyor. Bu islemi basinizi one egerek yapmaniz saciniza hacim kazandiriyor. Ben daha sonra saga, sola atarak da yine avuclarimla sıkmaya devam ediyorum saclarımı genelde. Daha sonra parmaklarimi kafatasimdan kivirciklarimin arasina sokup dagitiyorum onlari, lulelerin birbirinden ayrilmasini sagliyorum.

IMG_0400

Yontem genel hatlariyla boyle. Ben neredeyse 5-6 aydir bu yontemle yasiyorum. Hem hosuma giden seyler var hem de gitmeyen, Onlari da bir baska yazimda, kullandigim sac kremleri, sampuanlar ve internetteki kivircik saclarla ilgili faydali link’lerle beraber paylasmayi dusunuyorum. Umarim bu yontemi merak edip, icerigine ulasamayan arkadaslara yardimci olabilmisimdir.

Hepinize sevgiler…

2

Daldan dala

Bakin size yazmadigim gunlerde ne oldu…

Ay ben burada manti buldum. Nasil sevindim, nasil gobek attim anlatamam. Ustune sarimsakli yogurdumu, salcali naneli sosumu hazirlayip şapır şupur bi yedim ben bunu. Inanamazsiniz abiler, ablalar.

Sonra Paul’un babannesi ve dedesini ziyarete gittik, iki poset portakalla geri donduk. Dedesi agactan kendi elleriyle topladi portakallari bizim icin. Yani nereye gidersen git, kafa ayni kafa. Annane olsun, babanne olsun, dede olsun, hepsi torununu besleme derdinde. Ayy Amerika’da aile iliskileri yoktuuur, onlar soguktuuur, bizdeki gibi ‘Yavrıııımmmm’ demeler yoktur diye dusunenler varsa icinizde, unutun onlari. Durum aileden aileye degisebildigi gibi, burada da ailesiyle gayet iyi iliskiler icinde yasayan gencler, ve bizdeki destegi aratmayan guzel aileler var. Sadece buradaki fark, aileler cocuklarina destek olup, sevgilerini gosterirken ekstra bir koruyucu kalkan gorevini ustlenmeden, buyumelerine de izin vererek, kendi ayaklari uzerinde durmalari icin zor sartlarda calismalarina goz yumarak, ya da kendilerinin de anne baba olma disinda bir birey olarak hayatlari oldugunu da unutmadan, kendilerini feda etmeden yapiyorlar bunu.

Game of Thrones’un kitabini okumaya karar verdim, anneme Turkce’sini yollamasini soyledim cunku kendi dilimde kitap okumayi cok ozledim ama gelin gorun ki diziyi Ingilizce izledigimden karakterlerin ve yerlerin isimleri o kadar dandik geldi ki, uyduruk, cevirisi kotu bir kitap okuyormusum gibi hissettim ilk basta. Mesela Jon Snow oldu mu sana Jon Kar. Klasiklesmis ‘Winter is coming.’ de oldu mu sana ‘Kis geliyor.’. Artik ilk kitabi Turkce okuyup, geri kalan seriyi Ingilizce devam etmeyi dusunuyorum. Zaten kitap tugla gibi, annem oradan buraya yolladigindan kitabin kendi ucretinden cok postaya veriyor. Ne gerenk var di mi haci husrev?

Sonraa baska ne olduuu… Aa, dun Sevgililer gunuydu tabi. Biz de ne yaptik, her zamanki gibi kendimizi daglara, taslara, ucan kuslara vurduk ve Guadalupe Nehri Milli Parki’na gittik, piknik yapip, kafamizi dinledik. Sonra eve gelince ben zibilyon tane kalp seklinde bitter cikolata yedim, yanaklarim sivilceden al al oldu simdi.

Hiiiic resim falan yaptigim yok. Nasil tembelim, nasil tembelim anlatamam. Kafamda resimlere dair planlar var mi var, peki o planlari gerceklestirmeye niyetim var mi? Yok anam yoook. Cok uyuzum bu aralar.

Yemek yapma isi de iyice rutine bindi zaten. Ay sunu yaptim, bunu pisirdim heyecanim kalmadi. Isin matematigini cozdum artik desem ne bicim sallamis olurum 😀 Ama baya bildigin pisiriyorum, yiyorum, seviyorum da, guzel de oluyor. Son zamanlarda hic hamur isi yapmadim, bi yapasim, bi hamur yogurasim var, du bakalim.

Eriste de buldum ya ben burada. Onu soylemeden nasil gecerim. Yesil mercimekli corbasini yaptim da cocukluguma dondum resmen. Bi de brokoliyi limonlu, zetinyagli, sirkeli buharda pisirmistim gecenlerde. Mis, misss…

Burada ise yururken kardinalleri gormeyi cok seviyorum. Sanki kus degil, kirmizi, mutluluk yumagi.

Bi de yine farkettim de, ben alisveris ozurluyum. Resmen kendime kiyafet alamiyorum. Her sey gozume o kadar cirkin, ucuz ve naylon gozukuyor ki, 10 yil once giydigim kiyafetleri, tisortleri giymeye devam ediyorum. Biri elimden tutsa da beni alisverise goturse, ben o kiyafetlerin icinde hic dusunmek zorunda kalmasam, kafam hic karismasa, o biri bana yakisani alsa mesela hayat ne kadar kolay olurdu.

Iste boyle. Ozlemisim yazmayi. Pek bi amacsiz oldu ama, goz yumuverin artik. Gelecek yazimin icerigi olmasina dikkat edecegim, soz.

Opucuklerrr…

1

Noel Noel Noel

IMG_3539

Bakin iki gun once ne oldu…

Burada Noel gecesiydi ve o gun birbirimize hediyeler verdik, hediyeler aldik, fotograflar cektik, hep beraber yemek yedik. Cok eglenceliydi. Artik yeni bir parfumum, cilt temizleme setlerim, kivircik sac urunlerim, sulu boya kitabim ve bir suru sekerim, cikolatam var.

IMG_3592

Fotografta kisa kollu tisortle oturuyor olmam pek de Noel’le bagdasmiyor, farkindayim ama sebebi var. Ben Texas’ta yasiyorum ve burada Noel gunu, gunluk guneslikti. Bir tanecik bile kar tanesi dusmedi Noel’in hatirina. Yoksa ben de ustunde kirmizi burunlu Noel geyigi Rudolf’un resminin oldugu bir kazak giymeyi bilirdim. Ama olabilemedi ne yazik ki.

Tatilin bu kadar cabuk gecmis olmasina, o hediyelerin bir aksamda bu kadar cabuk acilmis olmasina uzuldum, cunku o hediyeleri agacin altinda gorup de acamamak cok buyuk bir heyecan. Insanlar alisveris yapmak icin cildirmis gibiydi, her yer tiklim tiklim doluydu. Yil boyunca en cok para harcanan zaman dilimi burada Sukran Gununden sonra basliyor ve Noel bitene kadar devam ediyor. Magazalarin en cok kar ettigi donem bu donem.

Bir Noel de boyle gecmis oldu. Neyse ki onumuzde bir de yilbasi gecesi var, hediyelerin havada ucustugu bir gece olmayacak ne yazik ki ama tatil tatildir, kutlama kutlamadir.

Bu arada ben burada bunlari yasarken bir sey dikkatimi cekti. Facebook’ta Turkiye’de yasayan arkadaslarimin da Noel gelmis gibi kutlamalar yaptigini, partiler verdigini, agaclar susledigini gordum. Ben Turkiye’deyken bunlarin hic birini yapmiyordum, bi haberdim acikcasi Noel mi gelmis, gelmemis mi. Biz bi yilbasi gecesini kutlardik ailemle. Bu tabi benim cok internete bagimli yasamamam, yurt disinda olan biteni cok takip etmememle alakaliydi. Isin dini tarafina vurgu yapmaya calismiyorum, bunlari yadirgayacak bir insan degilim, sadece artik ulkelerin sinirlari cok silik. Herkes her seyi biliyor, goruyor, takip ediyor, gun gectikce bir ulkeye ait olmaktan cok dunyali olmaya basliyoruz. Bunu birebir bir kez daha gormus oldum onu vurgulamak istedim sadece.

Disaridan iyiyi, guzeli almak cok guzel; ama umarim sadece disaridan bir sey almakla kalmiyor, bizim kulturumuzde iyi ve guzel olani da aktariyoruzdur.

Benden bu kadar, hepinize sevgiler ve mutlu yillar HO HO HO!!

card

0

The Painting (Tablo) – Bir Fransiz Animasyon Filmi

The Painting

The Painting

Bakin bir kac gun once ne oldu…

Ne zamandir film izlememistim, gecen gun izlemeye karar verdim. Fakat canim ne macera, ne komedi, ne bilim kurgu ne de baska bir tur izlemek istemedi. Zaten film izlemeye de kendimi zorlayarak karar verdim, sirf aktivite olsun diye. Bir film en az 2, 2.5 saat suruyor bu da bana eger sinemada degilsem cok uzun geliyor. Sanki yapmam gereken seyler varmis da ben erteliyormusum, onlarin yerine tembellik edip film izliyormusum gibi geliyor. Sucluluk duyuyorum yani. En cok da o zamani resim yaparak degerlendirebilirdim gibi geliyor ya da disari cikip fotograf cekerek. Buna cozumu, filmleri yatmadan once izlemekte buldum. Eger filmin ortasinda uykuya dalarsam, ertesi gun devam ediyorum.

Bu sectigim filmi de 3 gunde bitirebildim. Filmin kotulugunden degil benim uyuzlugumdan. Sectigim film bir Fransiz animasyon filmi, ama alisik oldugumuz turden bir animasyon degil. Konusu tablolar ve tablolarin icindeki hayatlar. (Artik resimle ilgili bir film secerek vicdanimi mi rahatlattim nedir o da ayri konu). Ressamin boyamayi bitirmedigi karakterlerin, tamamlanmis karakterler tarafindan asagilandigi bir dunya var tablonun icinde. Ve tabi ki bu iki ‘farkli dunya’dan iki karakterin ask hikayesi. Karakterlerimiz Ramo, Lola ve Plume’in resmi bitirmesi icin, tablonun ressamini bulma cabasi icinde geciyor film.

Oldukca sevimli, ben Ingilizce alt yazili izledim, filmin orjinali Fransizca. Konusmalari, tek kelimesini bile anlamamis olsam da Fransizca dinlemek cok hosuma gitti. Film 2011 yapim, ve IMDB puani 7.3.

Guzel muzikleri olan, yumusacik ve ayni zamanda farkli bir film izleyeceginiz tuttuysa; The Painting’i izleyin derim.